İbrahim Örs

İbrahim Örs

1946 yılında doğar İbrahim Örs, bozkırdaki ıssızlığın orta yerinde. Yedi çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu. Ailesi Trabzon’dan gelmiş Tercan’a. Dört yaşına kadar Tercan’da yaşamış, sonra Adapazarı’na yerleşmiş. Herkesin bir kenti vardır hani; miladıdır her şeyin o kent. Orada yeniden doğulur. O kentin evreninde yeni kimlikler kazanılır. Kafka için Prag, Henrich Böll için Köln, Pavase için Torino ne ise İbrahim Örs için de öyledir İstanbul. Akademiye girdiğinde varsıl bir sanat ortamı içinde bulur kendini en ustaların arasında.

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisindeki sanat eğitimini tamamladıktan bir yıl sonra Drakebyget’te John Nash’in atölyesinde resim çalışmaları yapar ve yapıtlarını İsveç’te sergiler. Sonra da Kopenhag Glostrup Kunstgorening ve Brodby Kunstforening salonlarında sergiler açar. İlk büyük resim ödülünü bu dönemde yapıtğı resimlerle alır. Aynı dönemde beton, bakır karışımı rölyef ve Bizans mozaikleri tarzındaki deneysel çalışmalarla da iki ayrı dalda birincilik ödülleri alır.

İbrahim Örs’ün sanat etkinliğinin başladığı 70’li yıllar, Türkiye’de siyasal ve toplumsal patlamaların yoğunlaştığı, bu patlamalar içinde genç kuşağın kendisine o güne değin alışılmamış sorumluluk ve ‘müdahale’ yetkisi yüklediği ve bu karşı çıkışın faturasını ödediği sancılı bir dönemdir. Genç sanatçı kuşağı da bu müdahaleye sanatını kullanarak katılma gereğini duymuş ve toplumsal eleştiri yüklü, gerçekçi bir ortak anlayışın ürünleri sergilerde görülmeye başlanmıştır.

İbrahim Örs, özünde toplumsal eleştiri olan ama biçiminde geleneksel ve ekspresyonist anlatımcılıktan uzaklaşarak, 1970 yeniliklerinin fırtınası içinde, kendine özgü bir figür anlayışı yaratabilen sanatçılardan birisi.

80’li yılların sonuna doğru Örs, iç mekân dizisi üretti. Kentsoylunun tüketim çarkı içinde kendisine yakıştırdığı iç mekânlardı bunlar. 68 kuşağının temsilcilerinden biri olarak akademide gördüğü resim öğreniminin ardından 1970’lerin ortalarına doğru sanat yaşamına atılan İbrahim Örs’ün, o yıllarda yeni bir eğilim olarak beliren “eleştirel gerçekçilik” anlayışı kapsamında kişisel bir üslup geliştirmeye başlaması sıradan bir rastlantı olamasa gerek. Gerçekçilik ya da toplumsal gerçekçilikten farklı olarak eleştirel gerçekçilik, insani, toplumsal, kişisel, psikolojik sorunlara ciddiyetten alaya, ironiden yergiye kadar değişebilen açılardan bakmayı öngören bir eğilimdi.

Örs’ün 80’li yılların sonunda, İnsanın hızla değişen dünyadaki konumu üstüne yeni bir düşünce aşamasına girdiğini görürüz. Daha önce dar bir pencereden görülen doğa bütün tuval boyunca açılır ve figüre eşlik eden bir mekân olur. Örs’ün resimlerinin ana biçimi dikkate alınmadığı takdirde görünen manzara şudur: Her resimde sürekli olarak ufak tefek değişikliklerle yinelenen helezon ya da yay benzeri bir birim biçim vardır. Örs’ün daha önceki döneminin ayrıntıcılık tutkusunun bir uzantısı olarak algılanması gereken bu birim biçimin çeşitli şekil ve farklılıklarla çoğaltılmasıyla hem resim mekân oluşturulmakta ve hem de bu mekân içinde kapalı bir biçim olarak portre ya da figür şekillendirilmektedir.

İbrahim Örs, figürler, doğa ve nesnelerin gerçeklikleriyle ilgilenmek, ayrıntılar yakalamak ya da deformasyonlarla, biçim bozmalarıyla ifadeyi vurgulamak yerine, bu değerlerin anlamlarını açıklayan ve farklı anlamlar kazanmasını hedefleyen yorumlara yönelir. Öznel bir biçim yaratan Örs, natürmortlar, doğa kesitleri, figüratif yorumlar, portre ve at başları, vücut bölümleri ve ustalar ve yorumlar gibi konulara yeni anlamlar katar.


Ziyaret Tarihi ve Saati : 24 Ekim 2013 – 24 Kasım 2013

Adres : İSTANBUL / Bağdat Caddesi No: 350 Erenköy  (ART350)

Tel : 0216 369 80 50

 

 

Sosyal Medyada Paylaş

Google1DeliciousDiggGoogleStumbleuponRedditTechnoratiYahooBloggerMyspaceRSS

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.